AK Parti TBMM grup toplantısında konuşan Erdoğan, Türkiye'nin önemli bir süreçten geçtiğini, bu süreçte herkese önemli görevler düştüğünü ifade etti. Türkiye'nin son 5,5 yılda nasıl bir değişim ve gelişim geçirdiğinin çok iyi anlaşılması gerektiğini belirten Erdoğan, ''Ülkemizde, toplumumuzda bu değişimi kavramak, yaşadığımız süreçleri ve problemleri anlamlandırmak bakımından hayati bir önem arz ediyor, bu gelişmeler'' diye konuştu. Yaşanan süreçleri, sıkıntısı çekilen problemleri anlayabilmek için ülkedeki ve toplumdaki değişimi iyi kavramak gereğine işaret eden Erdoğan, bunun son derece önemli bir husus olduğunu vurguladı. ''İçinden geçtiğimiz tarih kesitinde yaşadığımız sancılar, esasen yaşadığımız toplumsal, siyasi ve ekonomik değişimin doğal bir sonucudur'' diyen Erdoğan, 150 yılı aşan modernleşme macerasının bugün geldiği noktanın, toplumda gelen süreklilik içinde değişim talebinin etkisiyle yeni bir safhaya doğru ilerlediğini kaydetti. Türkiye'nin tarihi ve toplumsal şartlarının, modernleşmesinin, bürokrasi öncülüğünde yürüyen bir süreç olarak ortaya çıkmasına neden olduğuna işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu: ''Çünkü modernleşme talebini seslendirecek ve modernleşmeye öncülük edecek bir orta sınıf gelişmemişti. Bunun doğal sonucu olarak Türkiye, esas olarak bir tarım ekonomisine sahipti ve nüfusunun büyük çoğunluğu da köylerde yaşamaktaydı. Yani modernleşmenin ekonomik altyapısı yeterince gelişmemişti. Toplumun, modernleşme sürecine bir aktör olarak katılamadığı bu vasatta, siyaset de toplumdan kopuk bir elitler arası mücadele şeklinde yürüyordu. Bunun da ötesinde, toplum, modernleşme sürecini kesintiye uğratabilecek ya da tersine çevirebilecek tehlikelerin kaynağı olarak görülüyordu. Dolayısıyla siyaset, toplumun dışında, esasen devlet mekanizmasının kendi içinde ürettiği bir meşruiyet zemininde yürütülüyordu. Bugün bu siyaset anlayışını devam ettirmek isteyen, siyasetin toplum üstü bir etkinlik alanı olarak tanzimini amaçlayan siyaset içi ve dışı aktörler, bir ölçüde varlıklarını muhafaza etmektedirler. Buradaki mesele, zihniyet, bakış ve algılama meselesidir. Ülkemizin, toplumumuzun ulaştığı noktayı kavrayamama meselesidir.''
''TALEP ARTIK TOPLUMDAN GELİYOR''
Erdoğan, 1950'lere kadar nüfusunun büyük çoğunluğu köylerde yaşayan bir Türkiye'den, bugün nüfusunun yaklaşık yüzde 70'i şehirlerde yaşayan bir Türkiye'ye ulaştıklarını belirterek, 50 yıllık zaman diliminde ülkenin hızlı bir şehirleşme ve buna bağlı olarak da çok hızlı bir sosyoekonomik değişim yaşadığını anlattı. Erdoğan, Anadolu'nun tarım ekonomisini aşarak sanayi, girişimcilik ve üretimle tanıştığını, piyasa ekonomisinin olgunlaştığını ve daha da geliştiğini, özellikle son 5-6 yılda Türkiye'nin dünya ile irtibatının geçmiş dönemlerle kıyaslanmayacak kadar arttığını ifada etti. Toplumsal muhayyilede demokrasinin, hukukun ve özgürlüklerin evrensel normların özellikle ciddi bir birikim oluşturduğunu gördüklerini belirten Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Toplumun muhayyilesi (hayal gücü), talep ve beklentileri, hamdolsun genişledi, zenginleşti. Hep ifade ediyorum; bugün Türkiye'de demokrasi, hukuk ve özgürlük talebi, artık toplumdan gelmektedir. Siyaseti, toplum üstü bir etkinlik alanı olarak görenlerin anlayamadıkları şey de budur aslında. Onlar, alıştıkları eski ve köhne siyaset tarzının Türkiye'nin değişen şartları içinde hala geçerli olduğu zehabına (sanısına) kapılmaktadırlar. Oysa bugün toplum, artık modernleşme sürecinin asli aktörüdür. Türkiye yukarıdan aşağıya doğru değil, aşağıdan yukarıya doğru bir değişim yaşamaktadır. Bu istikamette çok önemli bir mesafe almıştır. Toplumsal dinamikler, toplumsal talep ve ihtiyaçlar değişimin rotasını belirlemektedir. Bu rota, Atatürk'ün belirlediği çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkma rotasıdır. Türkiye, dünyanın gereklerine uygun bir şekilde, bu rotada ilerlemektedir.''
''SİYASET, TOPLUMSAL MEŞRUİYET ALANININ DIŞINDA YÜRÜYEMEZ''
AK Parti'yi kurdukları günden itibaren dillendirdikleri yeni siyaset kavramının; Türkiye'nin bu değişimine, değişen toplumsal yapısına karşılık gelen sahici, gerçekçi bir siyaset tarzına işaret ettiğini belirten Erdoğan, '' AK Parti'nin yeni siyaseti, Türkiye'nin sosyolojisini kavrayan bir siyasettir. Bize göre siyaset, millete tepeden bakan toplum üstü bir faaliyet alanı değildir. Aksine toplum, siyasetin asli unsurudur, sahibidir. Siyaset, toplumsal meşruiyet alanının dışında bir zeminde yürüyemez. Demokrasilerde meşruiyetin kaynağı milletir. Yalnızca siyasi iktidarlar için değil, muhalefet için de bürokratlar için de böyledir'' diye konuştu. Herkesin demokratik meşruiyet içinde iş görmek, hesap vermek ve verebilmek durumunda olduğunu kaydeden Erdoğan, ''Herkes, açık ve şeffaf olmak durumundadır. Milletin onayından geçmemiş bir milli menfaat tarifi yapılamaz. Bunu da böyle bilmek durumundayız'' dedi. Toplumsal talepleri dışlayan, hesaba katmayan bir siyasetin, siyaset nitelemesini asla hak etmeyeceğini belirten Erdoğan, şunları kaydetti: ''Siyasetin görevi, toplumdan yalıtılmış bir iktidar alanının tesisi ve muhafazası değil. Tam aksine, toplumla birlikte toplumsal problemleri çözmektir. Bizim siyasetten anladığımız budur. AK Parti'nin yegane siyasi rotası budur. Fakat, son zamanlarda, özellikle Parlamento çatısı altını yok farz etme gayreti içerisinde olanlar da var. Son zamanlarda özellikle siyasi partilerin varlığını, Anayasaya rağmen bir kenara itme gayreti içerisinde olanlar da var. Bu fevkalade, ama fevkalade yanlış bir gidiş... Çok çok yanlış bir anlayış tarzıdır. Bu bir defa, kuvvetler ayrılığı prensibine de karşı düşmektedir. Bu noktada bizler; kararlı duruşumuzu, kararlı gidişatımızı sürdürmek durumundayız. Özellikle bu çatı, kesinlikle gücünü korumak durumundadır. Bu çatının altına gelenler, kendi gayretleriyle buraya sallana sallana gelenler değildir. Tam aksine, 'biz 70 milyon olarak oraya sığmayız ama 550 milletvekilini oraya vekaletle göndeririz' diyen milletin sesidir, burası. Bugün siyaseti, toplumsal bağlarından kopararak toplum dışı bir iktidar mekanizması haline getirmek isteyenler, nafile bir gayretin içindedir. Çünkü Türkiye, onların muhayyilesini aşmış, çok ileri noktalara ulaşmış bir ülkedir. Bu toplum, bu millet, demokrasinin, hukukun ve özgürlüklerin evrensel standartlarını talep etmektedir, başka bir şey değil. Yine bu millet, demokrasinin, hukukun, özgürlüklerin gölgelenmesini arzu etmiyor. Buna yönelik tarifler içerisine girenlere, 'durun kenarda, çünkü biz böyle bir şeyi kabul edemeyiz' diyor.''
|