“TEK AMACIMIZ MİLLETİMİZLE AYNI İSTİKAMETTE YÜRÜMEKTİR”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''memleket sevdasıyla çıktıkları yolda en temel önceliklerinin, milletin iradesini en yüksekte tutmak, demokratik ve ekonomik istikrarın gözetilmek'' olduğunu belirterek, ''Üzülerek söyleyelim ki krizler üreterek siyaset yapmayı alışkanlık haline getirenler, iktidarı zaafa düşürmek için ülkenin zaafa düşmesini kendileri için bir fırsat olarak görüyorlar'' dedi.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında sözlerine, önceki gün meydana gelen ve binlerce insanın hayatını kaybettiği, binlerce insanın da kaybolduğu şiddetli kasırganın yaralarını sarmaya çalışan Myanmar halkına başsağlığı dileyerek başladı. Başbakan Erdoğan, Çin halkına ve devletine de tren kazasında hayatını kaybedenler sebebiyle başsağlığı diledi.
AK Parti olarak millete hizmet yolunda hiçbir günü, hiçbir saati zayi etmemeye azami özen göstererek çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: ''Bütün dünyanın ve milletimizin gözü önünde bir süreç yaşıyoruz. Aklı ve vicdanı en hassas terazi olan milletimiz, bizi de siyasi rakiplerimizi de hakkaniyetle değerlendiriyor.
Hayatın her aşamasını önemli bir sınav olarak gören, her dakikasını sorumluluk duygusuyla geçiren insanlar olarak, içinden geçtiğimiz süreci de aynı hassasiyetle değerlendiriyoruz. Bütün gücümüzle Türkiye'nin bu günlerini de kazanca dönüştürmek için gayret ediyoruz.
Tek temennimiz, bütün şartlarda milletimizin emanetini hakkıyla taşımak, hizmet için çıktığımız bu yolda, heyecanımızı yitirmeden ülkemize hizmet etmektir. Tek amacımız, milletimizle aynı istikamette yürümek, adaleti, merhameti, hakkaniyeti en üst düzeyde tutmaktır.
Memleket sevdasıyla çıktığımız bu yolda en temel önceliğimiz milletimizin iradesini en yüksekte tutmak, demokratik ve ekonomik istikrarı gözetmektir.
Üzülerek söyleyelim ki krizler üreterek siyaset yapmayı alışkanlık haline getirenler, iktidarı zaafa düşürmek için ülkenin zaafa düşmesini kendileri için bir fırsat olarak görmektedirler. Türkiye'yi küçük düşüren bir tek görüntü, bir tek fotoğraf ortaya çıktığı zaman, bu negatif tabloyu kendi siyasetleri için bir kazanç, bir imkan sayıyorlar. Türkiye'nin küresel rekabette elde ettiği sayısız başarı, kırdığı rekorlar ise onları hiç ilgilendirmiyor. Ekonomi onları ilgilendirmiyor, milli güvenlik onları ilgilendirmiyor, uluslararası ilişkiler onları ilgilendirmiyor.''
''ÖNCELİĞİMİZ DAİMA TÜRKİYE''
Siyasi ihtirasları, kişisel hesapları, parti menfaatlerini her şeyin üzerinde tutanları milletin gayet iyi bildiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Hükümetimiz, başından beri izlediği siyasetin gereği olarak gözünü hiçbir zaman toplumun tamamının menfaatlerinden ayırmadı, ayırmayacaktır. Önceliğimiz daima Türkiye oldu, daima Türkiye olacaktır'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, kendilerine göre, devletin ve milletin menfaatlerinin; devletin milletle gücünü birleştirmesinde ve aynı istikamete yürümesinden geçtiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Siyasetin temel görevi, asli misyonu da millet ile devletin bu güç birliğini sağlamaktır. Bizim siyasetimizin ana misyonu budur. Bu güç birliğinden rahatsız olanların varlığı bizi doğru bildiğimiz yolda yürümekten alıkoymayacaktır. Bu siyaset anlayışını milletimiz de bizimle paylaştığı için, her ilde, her bölgede toplumsal merkezin en güçlü partisi olarak AK Parti'yi çıkarması da bundandır. En büyük toplumsal desteğe sahip olamamız da bundandır. Biz, hiçbir zaman ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, çatışmacı siyaset tarzlarına tevessül etmedik, bundan sonra da tüm Türkiye'yi kucaklayan, kuşatan siyaset tarzımızı sürdüreceğiz. Sivas'ın ötesine geçemeyenler, 'Biz Türkiye'yi kucaklıyoruz' diyemezler. Ama 81 vilayeti, ilçeleriyle ayırt etmeksizin adım adım dolaşanlar, bu milletle birleşmiş, milletle beraber ayrım yapmadan hep beraber el ele devlet-millet kaynaşmasını ortaya koyarak geleceğe yürüyen kadro olmuştur. İşte, bu kadro AK Parti'dir. Çünkü, biliyoruz ki Türkiye'nin birlik ve bütünlüğünün yegane şartı, AK Parti'nin takip ettiği birlik siyasetidir. Çünkü, inanıyoruz ki Türkiye'nin bir bütün olarak kalkınmasının, bir bütün olarak demokratikleşmesinin yegane şartı, AK Parti'nin yürüttüğü hürriyetçi demokrasi anlayışıdır. Ne yazık ki Türkiye'de siyasi rekabet her zaman icraatlar, projeler üzerinden yapılmıyor, siyaset bir uzlaşı zemini olarak görülmüyor. Türkiye'nin terör ve şiddet eliyle politik kutuplaşma yoluyla, sınıf ve zümre siyasetiyle, bölge siyasetiyle, kavim-kabile siyasetiyle, zaafa uğraması bu ülkede kimsenin, ama kimsenin hayrına değildir. 6 yıldır ısrarla dile getirdiğimiz bu gerçeği umuyorum ki siyasi rakiplerimiz de en kısa zamanda anlayacaklardır. Zira Türkiye'de halkın istediği birliktir, bütünleşmedir. Ayrışma değildir.''
''TERÖRLE MÜCADELEYİ KARARLILIKLA DEVAM ETTİRİYORUZ''
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, terörle mücadeleyi, kararlılıkla, çok yönlü ve çok boyutlu olarak devam ettirdiklerini söyledi. Başbakan Erdoğan, terörle mücadeleyi, kararlılıkla, çok yönlü ve çok boyutlu olarak devam ettirdiklerini belirterek, ''Teröre, şiddete, tedhişe pirim vermemek de demokratik siyaset anlayışının bir gereğidir. Demokratik bir düzende, hangi gerekçeye dayandırılırsa dayandırılsın, hangi şartların ürünü olursa olsun teröre meşruiyet atfedilemez'' dedi. Partisinin grup toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan, gündemdeki konulara değindi. 81 ilin 80'inde milletvekili çıkarmalarının sırrının, Türkiye'nin birliğine tam güvenmeleri olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, ''Milletimiz, engin sağduyusuyla, ferasetiyle herkesin samimiyetini, amacını, hedefini çok iyi görüyor'' diye konuştu.
SINIR ÖTESİ HAVA HAREKATI
Terörle mücadelenin çok boyutlu olarak devam ettiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, Hükümetin verdiği yetki çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin, 1-2 Mayıs tarihlerinde terör örgütüne yönelik önemli bir sınır ötesi hava harekatı daha gerçekleştirdiğini anımsattı. Operasyon ile terör örgütüne ciddi kayıplar verdirildiğini anlatan Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: ''Bu operasyonu planlayıp icra eden Genelkurmay Başkanımız ve kuvvet komutanlarımız başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetlerimizin bütün kahraman mensuplarını kutluyorum. Terörle mücadeleyi, kararlılıkla, çok yönlü ve çok boyutlu olarak devam ettiriyoruz. Olay sadece güvenlik noktasında, askeri noktada olan bir mücadele değildir. Terörle mücadelenin farklı özellikleri de var. Bir yandan askeri tedbirler alınırken, diğer yandan siyasi, kültürel, diplomatik ve ekonomik araçları da etkili bir şekilde kullanmayı sürdürüyoruz. Askeri yöntemlerle birlik ve beraberliğimize kast eden terör örgütünü etkisiz kılmaya çalışırken, eşzamanlı olarak içeride ve dışarıda yalnızlaştırma konusunda ciddi adımlar atıyoruz, ciddi mesafeler alıyoruz. İstismar etmek istediği bölge insanımızı daha çok kucaklamayı, sosyal, kültürel ve ekonomik sorunlarına çözümler üretmeyi amaç edinen Hükümetimiz, bu noktadaki hizmetlerini de hızla sürdürüyor. Buna paralel olarak diplomatik imkanları da devreye sokmak suretiyle terör örgütünü her geçen gün daha çok izole etmenin, insan ve finans kaynaklarını kurutmanın gayreti içindeyiz. Millet olarak bekamız, huzurumuz, mutluluğumuz, Türkiye'nin birlik ve dirliğindedir. Etnik köken, din, mezhep ayrımı olmadan herkesin kendisini birinci sınıf vatandaş hissettiği, kültürel farklılıklarımızı zenginlik saydığımız, kardeşlik duygularımızı güçlendirdiğimiz bir ortamı hızla geliştirmek mecburiyetindeyiz. Bu konuda en önemli sorumluluk demokratik siyasete düşmektedir.'' Başbakan Erdoğan, AK Parti olarak bu sorumlulukla hareket ettiklerini kaydederek, ''Teröre, şiddete, tedhişe prim vermemek de demokratik siyaset anlayışının bir gereğidir. Demokratik bir düzende, hangi gerekçeye dayandırılırsa dayandırılsın, hangi şartların ürünü olursa olsun teröre meşruiyet atfedilemez'' diye konuştu.
DİPLOMASİ
Teröre karşı çok boyutlu mücadelenin önemli bir ayağını da diplomatik çabaların oluşturduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Komşumuz Irak'ın merkezi hükümeti ile yoğun bir işbirliği içindeyiz. Irak ve Türkiye, hem kendilerini hem de bölgelerini ilgilendiren sorunları aşmak için karşılıklı saygı ve güven anlayışı içinde hareket etmek durumundadır. Bu nedenle, diplomatik zeminin korunmasına ve geliştirilmesine büyük önem veriyor, sık sık karşılıklı ziyaretler, görüşmeler gerçekleştiriyoruz'' dedi.
IRAK İLE DİYALOG VE İŞBİRLİĞİ
Başbakan Erdoğan, 7-8 Mart tarihinde, Irak Cumhurbaşkanı Talabani'nin 5 bakanıyla birlikte Türkiye'ye önemli bir ziyaret gerçekleştirdiğini hatırlatarak, son olarak da Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi'nin geçen hafta Ankara'da olduğunu kaydetti. Aynı günlerde kendilerinin de görüşmeler yapmak üzere özel temsilcilerden oluşan bir heyeti Bağdat'a gönderdiklerine işaret eden Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: ''Görevlendirdiğimiz heyet, Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Kurulu oluşturulmasına yönelik düşüncelerimizi Irak hükümetine iletti. Başbakanların başkanlığında yürütülecek olan bu kurul, başta güvenlik meseleleri olmak üzere ekonomi ve enerji alanlarındaki gelişmeleri de iki ülkenin ortak çıkarları doğrultusunda değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede, Kuzey'deki yerel yönetim dahil, Irak'taki tüm grup ve oluşumlarla istişarelerin sürdürülmesinin de yararlı olduğuna inanıyoruz. Bu doğrultuda heyetimiz, oradaki tüm gruplarla temaslarda bulunmuş ve olumlu görüşmeler yapmıştır. Türkiye, bundan sonra da Irak'ın normalleşmesi sürecine azami katkıda bulunmaya devam edecektir. Zira, toprak bütünlüğünü koruyan, siyasal istikrara kavuşmuş, güçlü bir Irak'a bütün bölgenin olduğu gibi en çok da Irak halkının ihtiyacı olduğu açıktır.'' Irak ile diyalog ve işbirliğinin geliştirilmesinin, Türkiye'nin genel çıkarları yanında terörle mücadele açısından da büyük önem taşıdığına işaret eden Başbakan Erdoğan, ''Hava ve kara harekatları esnasında Irak'taki merkezi ve yerel yönetimler ile diğer grupların olumsuz bir yaklaşım içine girmemesi, bu görüşmelerin bir ürünüdür. Gerek merkezi hükümetle gerek Türkmenler, Kürtler, Araplar, Sünni ve Şiiler olmak üzere tüm gruplarla diyaloğumuz bundan sonra da devam edecektir. Terörle mücadelenin güvenlik boyutunun yanında siyasi ve ekonomik, diplomatik boyutlarını da derinlemesine ele alıyoruz'' diye konuştu.
GAP'A KAYNAK AKTARIMI
Başbakan Erdoğan, bölgelerarası gelişmişlik farkının azaltılması ve bölgesel kalkınmanın gerçekleştirilmesi için çok boyutlu çalışmalar sürdürdüklerini de belirterek, demokratik ve ekonomik gelişmeyi bir bütün olarak ele aldıklarını, Türk insanını hak ettiği standartlara kavuşturmanın mücadelesini verdiklerini anlattı. Bu hafta Genel Kurul gündemine gelecek olan, ''İstihdam Paketi'' çerçevesinde Güneydoğu Anadolu Projesini (GAP) bitirmeye yönelik büyük bir hamlenin başlatılacağını kaydeden Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti: ''GAP'a kaynak aktarmak noktasında da yine önemli bir adım atıyoruz. Bugüne kadar İşsizlik Sigortası Fonuna aktarılan devlet payı ve nemasının 2008-2013 yılları arasındaki faiziyle, Özelleştirme Fonu nakit fazlasından toplam 3.5 milyar YTL'nin GAP için kullanılabilmesini sağlayacak bir adım olarak atılıyor. Bu çerçevede, 2008 yılında GAP'a, İşsizlik Sigortası Fonundan 1.3 milyar YTL, ayrıca Özelleştirme Fonundan 1 milyar YTL olmak üzere; toplam 2.3 milyar YTL aktarıyoruz bu yıl. Bu sayede, 2013 yılına kadar GAP ve bölge illerine yönelik olarak önemli oranda istihdam sağlamayı da hedefliyoruz. Bu adım inanıyorum ki gerek Güneydoğu Anadolu, gerekse bölge illerinde çok ciddi bir sıçramayı, çok ciddi bir hareketlenmeyi getirecektir. Bunun içinde barajların yapımından; başta Cizre, Silvan olmak üzere, bütün bunlarla beraber sulama sistemlerindeki aksamalar, yağmurlama, damlama sistemiyle tüm topraklarımızı şu ana kadar yapılan ilkel sulama sisteminden çıkarıp modern sulama sistemlerine, bilişim teknolojisiyle donanmış bir sisteme geçmenin adımlarını atıyoruz. Bunların yanında eksik kalan yolları süratle bitireceğiz. Böylece Güneydoğu Anadolu ve çevre illerinde hamd olsun bu eksiklikleri gidermiş olacağız.''
'1 MAYIS GÜNÜ İSTANBUL'DA ARZU ETMEDİĞİMİZ OLAYLAR YAŞANMIŞTIR''
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 1 Mayıs günü İstanbul'da arızi edilmeyen olaylar yaşandığını belirterek, ''Biz yanlışların üzerine buna rağmen yine gidiyoruz. Bakanlığımız bununla ilgili gerekli araştırmalarını, soruşturmalarını ayrıca yapıyor'' dedi. Partisinin grup toplantısında konuşan Başbakan Erdoğan, 1 Mayıs kutlamalarına değindi. 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nün, 58 ilde 93 etkinlikle kutlandığına dikkati çeken Başbakan Erdoğan, 58 ildeki kutlamaların, şenlik ve kardeşlik ikliminde geçerken, kısmen Ankara'da ve İstanbul'da yaşananların, bugünün anlamına ters bir durum ortaya çıkardığını kaydetti. 1 Mayıs kutlamalarıyla ilgili bir izin sorununun hiçbir yerde yaşanmadığını bildiren Başbakan Erdoğan, yasalarca belirlenen gösteri alanlarında kutlama yapmak isteyen herkese izin verildiğini ve her türlü kolaylığın sağlandığını ifade etti. Kimsenin halkı bu noktada aldatmaya kalkmamasını isteyen Başbakan Erdoğan, demokratik bir hukuk devletinde her şeyin yasalarla belirlendiğini anlattı. ''Ben istediğim yerde istediğimi yaparım'' mantığının legal kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin, demokratik kuruluşların amacı olamayacağını kaydeden Başbakan Erdoğan, ''İstediğimi istediğim yerde yaparım'' anlayışının illegal yeraltı örgütlerinin işi olduğunu vurguladı. Başbakan Erdoğan, yasalara aykırı olarak, keyfi bir şekilde ortaya konan emrivakilerin gereksiz gerilimler yaşanmasına sebep olduğunu kaydederek, ''Yani sorun izin verip vermeme sorunu değil, izin kapsamı dışında kalan alanlara yönelik bir zorlama ve hukuksuzluk içine girilmesi sorunudur'' diye konuştu. İstanbul'da yaşanan arızi olayların, 1 Mayıs'ın anlamına ve ruhuna aykırı sonuçlar doğurduğunu kaydeden Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: ''Barış, kardeşlik, huzur ve dayanışma içinde, davulla, zurnayla, halaylarla kutlanması gereken 1 Mayıs, ne hazindir ki o yanlış manzaraları ortaya çıkarmıştır. 2008 1 Mayıs'ında, Taksim ve civarında kimler vardı? Bakınız; çatışmayı sendikal mücadele zanneden bazı sendikacılar vardı. Rol çalma telaşıyla kalabalığa karışan bazı siyasetçiler vardı. 1 Mayıs'ı istismar etmek isteyen illegal örgütler vardı. İstismarcılar vardı, felaket tellalları vardı, Türkiye'nin manzarasını karartmaya çalışan odaklar vardı. O gün, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma gününde, Taksim ve civarında olmayan özellikle bir kesim vardı; Emekçi kardeşlerim, işçi kardeşlerim, çalışanlar, emeği ile geçinenler o gün orada kısmen vardı. Nitekim taş ve sopalarla çatışmaya gelen, yasadışı eylem sebebiyle gözaltına alınanların çoğu işçi ve emekçi değildi. Güvenlik güçleriyle çatışan, elindeki torbalarda taş getirip polise fırlatan, molotof kokteylleri fırlatan, camı çerçeveyi indiren, araçlara, dükkanlara zarar verenler arasında işçi yoktu, emekçi yoktu. Bu işin, izinsiz boyutuydu. İşte buyurun, Ankara'da izinli olarak Sıhhiye'de yapılanı gördük. Orada da legal örgütlerin arasına karışan illegal örgütler vardı. Sıhhiye'yi ne hale getirdiklerini gördünüz.'' Başbakan Erdoğan, Tandoğan'da da başka bir sendikanın 1 Mayıs kutlaması yaptığını, orada olay çıkmadığını hatırlatarak, ''Peki niye orada bir şey yoktu, orada niye olay olmadı? Niçin acaba yazılı ve görsel medya, Tandoğan'daki kutlamaları gündeme getirmiyordu da Sıhhiye ve Taksim'i gündeme getiriyordu? Onlar işçi değil miydi? Onlara da koydukları isim şuydu; 'Onlar AK Parti yanlısı...' Bu kadar çirkin bir anlayış olabilir mi? Demek ki kavga, gürültü yoksa AK Parti yanlısı, kavga gürültü varsa onlar AK Parti karşıtı'' diye konuştu. İzmir'de, Van'daki kutlamaların da güzel geçtiğini ifade eden Başbakan Erdoğan, ''Oralarda da sendikalar kutlamalar yaptı, gayet güzel geçti, hiçbir şey olmadı. Hesap başka, hesap...İstanbul halkının günlük yaşantısını olumsuz etkileyerek, halkımıza zarar vererek, her türlü teyakkuza imkan hazırlayarak propagandalarını daha kalıcı kılmak için bu yola başvuruyorlar. Yapılan iş maalesef budur'' dedi.
''BİN KİŞİYİ TOPLAYAMADILAR''
Başbakan Erdoğan, bakan arkadaşlarının bu sendikaların yöneticileriyle görüştüğünü, kendisinin de görüşmesinin arzu edildiğini belirterek, ''Bugüne kadar bunların hiçbiriyle bir Başbakan görüşmemiştir, 1 Mayıs sebebiyle. İlk kez ben kabul ediyorum, kendileriyle görüşmüşümdür. Kendilerine ricada bulunmuşumdur; 'Gelin Taksim Meydanına 100, 200, 300 kişiyle çiçeğinizi koyun, açıklamanızı yapın ondan sonra da mitinginizi ilan edilen alanlarımızda yapın. Hatta gerekirse ben de bakan ve milletvekili arkadaşlarımı göndereyim, ele ele gerçekten bir emek ve dayanışma günü kutlanmış olsun' dedim'' diye konuştu. Sendikacıların kendisine, ''Bize 1 saat müsaade edeceksin, 1 saatte biz bu işi Taksim'de bitireceğiz'' dendiğini anlatan Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Sayın Başkan, 1 saatte neyi bitiriyorsun? Oraya 30-35 bin kişiyle geleceksin. Bunu, Dolmabahçe'de toplayacaksın. Nasıl toplayacaksın, cevap yok. Otobüsler nereden getirecek bu 30-35 bin kişiyi? O gün metro çalışmıyor, deniz taşımacılığı yok. Nereden getireceksin bunları, nasıl yığacaksın oraya? Orada, 30-35 bin kişiyi alan alan var mı? Cevap yok. Sen, 30-35 bin kişiyi Dolmabahçe'den yürüyüşe geçirsen, bir saatte onları Taksim'e çıkaramazsın. Biz bu işlerin içinden geldik, kime anlatıyorsun? Oraya sembolik nitelikli heyetle gelirsin, basın açıklamanı yaparsın, ondan sonra da saatini, her şeyini, ilgili alan neresiyse o alana verirsin ve bütün kitlen neyse, 50 bin, 100 bin neyse orada toplarsın. Ama bunların öyle bir kitlesi de yok ki...İşte gördünüz 500, bin kişiyi Şişli'de toplayamadılar, ondan sonra da dediler ki 'İptal ettik'. Enteresan olan, önde resmi olan sendikanın pankartı, ama arkasında illegal örgütlerin pankartı... Halkım tabi, hangisi legaldir, hangisi illegaldir bilemez ki...Bunların da isimlerini biz, bu beyefendilere verdik. 'Bak, böyle böyle gelen istihbaratlarda, illegal örgütlerin burada durumu söz konusu' Bunlar da kendilerine verildi, söylendi. Nitekim hepsi de hakikaten o gün o yürüyüşün içinde bulundular. İşte maskelileri gördünüz. İyi niyetse maskeye ne gerek var? Torbalar içinde taşlar, molotof kokteylleri gördük, taş, sopa her şey ortada...''
''NEDİR POLİSE OLAN DÜŞMANLIK?''
Başbakan Erdoğan, bütün faturanın polise kesildiğini belirterek, şunları kaydetti: ''Kim bu polis? Bunlar uzaydan mı geldi? Bunlar, bu ülke insanını ayırt etmeksizin hepsinin can güvenliğinden sorumlu polis kardeşimiz, evladımız değil mi? Nedir polise olan düşmanlık? Hatalar, yanlışlar olabilir, doğrudur. Ama böyle bir süreç başladığı zaman işte orada bazı şeyler şirazesinden çıkıyor. Ama zemini hazırlayanlar, kimse hırsıza sormuyor, onu sorguya çekmiyor. Bunun yanlışı nedir, demiyor. Polise yükleniyor. Her zaman yaptıkları şey bu, yine bundan sonra da yapacakları iş de bu. Biz yanlışların üzerine buna rağmen yine gidiyoruz. Bakanlığımız bununla ilgili gerekli araştırmalarını, soruşturmalarını ayrıca yapıyor. Ama olay tamamen yasalar içinde olmayan, yasaları tamamen zorlamak suretiyle kamu düzenini bozmaya dönük bir adımdır. 1 Mayıs olayı, İstanbul halkının yaşam düzenini bozmaya yönelik atılmış bir adımdır. Dürüst olanlar Kazlıçeşme'ye, Çağlayan'a giderdi. Ama dürüst davranmadılar, sadece kamu düzenini bozmayı kendi kaybolmuş olan itibarlarını kazanmak zannettiler. Ama aldandılar.''
''BÖYLE BİR MÜSAADE VERİLEMEZ MİYDİ SORULARI...''
1 Mayıs günü İstanbul'da arzu etmedikleri olaylar yaşandığını belirten Başbakan Erdoğan, bütün bunlarla birlikte, ''Burada böyle bir müsaade verilemez miydi?'' diye sorular sorulduğunu söyledi. ''Özellikle bu işi çok iyi bilen medya mensupları, sağolsun bunları köşelerinde yazıyorlar, ondan sonra yorumlarını da dinliyoruz'' diyen Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Kusura bakmasınlar. Eğer burada böyle bir süreç başlamış olsaydı, tüm sivil toplum örgütlerinin, siyasi partilerin Taksim Meydanında toplantı yapma hakkı doğardı. Nasıl ki malum sendika, 'Ha, İnönü stadında seyredenlerin, milli maç ve bazı özel maçlardan sonra gelip orada eğlenmelerini kendine gerekçe gösterdiyse, bu sefer kalkar diğer siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri, '1 Mayıs'ta filanca geldi burada gösteri yaptı, ben niye yapamamayım' ondan sonra Taksim Meydanı, her gün mitinglerin yapıldığı bir meydan haline döner ki oranın bütün cazibesi, her şeyi, oradaki alışveriş merkezlerinin; bütün otellerin cazibesi ortadan kalkar, kusura bakmasınlar.'' Teksim Meydanının, AK Parti iktidarı döneminde kutlama alanı olmaktan çıkartılmadığını anlatan Başbakan Erdoğan, ''1977 sonrasında Sayın Ecevit'in iktidar olduğu ve Baykal'ın da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı olduğu iktidar döneminde Taksim Meydanı, bu tür mitinglerin yasaklandığı meydan haline gelmiştir'' dedi. Devletin belli alanları korumak, kutsallaştırmak gibi bir amacı olmadığını, kendilerinin bugüne kadar böyle bir amacı olmadığını ifade eden Başbakan Erdoğan, hukuku korumayı, vatandaşın güven ve emniyetini sağlamayı, halkın zarar görmesini engelleme amacı taşıdıklarını kaydetti. Kimsenin keyfiliği ve hukuksuzluğu demokratik bir tavır gibi gösteremeyeceğini savunan Başbakan Erdoğan, ''1977 ve sonrasındaki 1 Mayıs'larda meydana gelen olaylar, tahrikler, millet olarak bizim derin hafızamızda yer etmiştir. Bu acıları geride bırakmak, bunu silmek, 1 Mayıs'ları normalleştirmek için bu yıl da elimizdeki fırsatı heba ettiler. 2008 1 Mayıs'ı, yine çatışmacı tavırlar nedeniyle marjinal örgütlerin gölgesinde kaldı'' dedi.
''BU ÇAĞDIŞI ANLAYIŞ, 1970'LERDE KALDI''
Başbakan Erdoğan, çatışma, gerginlik, kavga üzerine bina edilmiş bir sendikal anlayışın bütün dünyada tedavülden kalktığını belirterek, tüm dünyada sendikal anlayışın, sendikal mücadelenin barışçı bir çizgiye dönüştüğünü, sivil ve demokratik bir duruşu temsil ettiğini anlattı. ''Bizdeki bazılarına bakıyorsunuz, mikrofonların, kameraların önünde poz verip faili oldukları eylemlerin faturasını hükümete kesiyorlar'' diyen Başbakan Erdoğan, ''Yaptıkları iş bu...Böyle anlayış olur mu Allah aşkına? Bu demode, bu çağdışı anlayış 1970'lerde kaldı. O yıllara dönüp baksınlar, o yılları bir düşünüversin. AK Parti karşıtı olsun da ne olursa olsun, hiç önemi yok. Yaklaşım tarzı bu...'' dedi. Başbakan Erdoğan, Taksim'in 1977 yılından beri 1 Mayıs için kapalı olduğunu hatırlatarak, konuşmasını şöyle sürdürdü: ''1977 1 Mayıs olayları yaşandığında 39. Hükümet işbaşındaydı. O günden bu güne 21 Hükümet geldi, geçti. Bugüne kadar bu iş hiç gündeme gelmiyor, ama şimdi gündeme getiriliyor. Çünkü 60. Hükümet, AK Parti iktidarı iş başında. 'Ee, bunun iktidarına gölge düşürmek lazım' Yapılan iş bu...Peki 39. Hükümette kim vardı o zaman? CHP...Ama bu arada gelen hükümetlerin arasında CHP, DSP, SHP oldu. Peki, bunlar niçin acaba Taksim'i böyle bir miting alanına dönüştürmediler? Madem bunlar emekçi, işçi yanlısıydı bunlar, yapsaydı bu işi, niye yapmadılar. Niye bunun önüne açmadılar? Başımızı iki elimizin arasına alıp, halkımızla bütün olarak bunu iyi düşünüp, iyi analiz etmemiz lazım. AK Parti iktidarı hiçbir zaman işçinin emekçinin karşısında olmamıştır. Bunu iktidarında yaptıklarıyla, getirdikleriyle göstermiştir.''
''MEŞHUR KADIKÖY OLAYLARI''
50. Hükümette SHP'nin iktidarda olduğunu hatırlatan Başbakan Erdoğan, o dönemdeki 1 Mayıs kutlamalarıyla ilgili şunları söyledi: ''Meşhur Kadıköy olayları...İzinli miting yapılıyor. O izinli mitingde manzara, daha önce yapılanlardan pek farklı değildi. Kadıköy'de araçlar yakılıyor, yıkılıyor, işyerleri, cam çerçeve indiriliyor. Adeta dehşet manzaralarıyla Kadıköy, İstanbul halkı karşı karşıya kalıyor. Hatta kürsüler terör örgütü mensupları tarafından işgal ediliyor. Legal örgüt mensupları kaçıp gidiyor. Onlar bile canını kurtarma gayretine giriyor. Bunları bizzat kendilerinden dinledim. Bunu bildikleri halde hala bize gelip, 'Biz kontrol altına alırız' diyorlar. Eğer Emniyet Teşkilatı bu kadar güçlü bir ekiple oraya gitmeyi zaruret gördüyse, bunu kontrol altına alabilmenin gereği bu olduğu için bu yaptı. Tabii o dönemlerde yaşanan olaylar, bu dönemlerle mukayese edildiği zaman aslında bu denli gelişmiş de değildi. Şimdi olaylar çok daha farklı. Biz bütün bunlara karşı işçimizin; o anlamlı gününü kutlamaya çevirmenin gayreti içinde olduğumuz için emek ve dayanışma günü olarak ilan ettik. Bu şekilde bunu kutlamak istedik. İşçilerin, emekçilerin adı istismar edilmesin istedik. Amaca yönelik Türkiye genelinde kutlamalar olsun istedik. 'Çatışmanın, gerginliğin tarafı olmadık, olmayacağız, işimize bakacağız' dedik, yine bakmaya devam edeceğiz.''
“13,5 KATRİLYONU İŞÇİMİZE, MEMURUMUZA ÖDEDİK”
Başbakan Erdoğan, ''Devlet memuruna borçlu olmaz'' diyerek, 13,5 katrilyonu işçiye, memura ödediklerini belirterek, ''Soruyorum şimdi sendikaların yönetimlerine? Bu müjdeyi size verdiğim zaman, sevinmiyor muydunuz? seviniyordunuz. Peki bunu şimdi niçin takdir etmiyorsunuz?'' dedi. Başbakan Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, cumhuriyet hükümetleri arasında, çalışanların her açıdan şartlarını en fazla iyileştiren hükümetin AK Parti hükümeti olduğunu söyledi. 5.5 yıl gibi kısa bir süre içinde tarihin en önemli düzenlemelerini yaptıklarını; asgari ücreti, emekli maaş artışlarını, diğer ücret artışlarını enflasyona ezdirmediklerini belirten Başbakan Erdoğan, enflasyonun altında zam vermediklerini, bundan sonra da bunun böyle devam edeceğini bildirdi. Başbakan Erdoğan, çalışma hayatını ilgilendiren yasaları kararlılıkla çıkardıklarını, çıkarmaya devam ettiklerini ifade etti.
''BENİM İŞÇİ KARDEŞİM SADECE SSK HASTANESİNE MAHKUMDU''
Başbakan Erdoğan, sosyal güvenlik ve genel sağlık sigortası sisteminde devrim niteliğinde reformlar yaptıklarına işaret ederek, şunları söyledi: ''Benim işçi kardeşim sadece SSK hastanesine mahkumdu. SSK hastanesinde kuyruklarda bekler, 6-7 ay sonrasına yatak verirlerdi. Varsa yakını, imkanı orada tedavi görebilirdi. Yoksa, 'filanca yerdeki muayeneye git... oradan istifade et' denilirdi. İlacını almak için hastanelerde kuyruklarda sabahın erken saatlerinden itibaren bekler ve hiç bir zaman ilacını tam olarak alamazdı. Ama bu iktidar, değil SSK hastanelerini tüm hastanelerde olduğu gibi, özel sektör ve vakıf hastanelerini de işçi, memur ayrımı yapmaksızın herkesin emrine amade etti. Bunun için mi işçinin karşısındayız, bunu yaptığımız için mi memurun karşısındayız? Bizden önceki iktidarlar, SHP'si, CHP'si, DSP'si... Hepsi bunun içinde... Benim işçi kardeşimden, memurumdan, nemalar adı altında yıllarca paralar kestiler. 1,5 katrilyon... İktidara geldiğimizde önümüzde gördük. 13,5 trilyon demiyorum, 13,5 milyar demiyorum, 13,5 katrilyon... Aldattılar işçiyi, memuru. 'Size bunun nemasını vereceğiz' dediler, vermediler. Ama biz geldik, 13.5 katrilyonu işçimize, memurumuza ödedik. Devlet memuruna borçlu olmaz dedik. Soruyorum ben şimdi sendikaların yönetimlerine? Bunu sizlerle beraber yaptık. Bu müjdeyi size verdiğim zaman, sizler sevinmiyor muydunuz? Seviniyordunuz. Peki bunu şimdi niçin takdir etmiyorsunuz?''
''BİZDEN ÖNCEKİLER ÖDEMEDİ''
Başbakan Erdoğan, Konut edindirme yardımı ile ilgili olarak da paralar toplandığını ifade ederek, bunu da aynı şekilde ödeyeceklerini kaydetti. Başbakan Erdoğan, ''Bizden öncekiler ödemedi. Aldattılar, ama biz aldatmıyoruz, aldatmayacağız. Çünkü devlet işçisine, memuruna borçlu olamaz. İşçisini, memurunu kendi faiz borçlarını ödemek için kaynak olarak göremez, biz görmüyoruz'' dedi. 227 bin geçici işçinin kadroya alınmasıyla ilgili olarak da sendikalarla görüştüklerini ve onlara söz verdiklerini belirten Başbakan Erdoğan, ''227 bin geçici işçiyi daimi kadroya almak suretiyle, işçilerin bu sorununu da çözen iktidar mı bugün işçiye karşı olan, soruyorum?'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, ''İnsaf, insaf edin. Bunları yapacağız, bütün bu gayretlerle koşturacağız, edeceğiz ve kalkıp AK Parti iktidarını, sen işçi karşıtı olarak ilan edeceksin. Ne yaparlarsa yapsınlar, benim milletim, en iyisini, güzelini biliyor. Ben bütün milletvekili arkadaşlarıma, teşkilatıma... 'halkımıza bütün bunları tekrar tekrar anlatın' diyorum. 'İşte anlatmıştık demeyin', yine anlatın. Niye? Çünkü insanoğlu hep daha önce olanları, yapılanları unutmakla maluldür de onun için'' diye konuştu.
İSTİHDAM PAKETİ
Başbakan Erdoğan, ''istihdam paketi'' olarak bilinen, İş Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısının gelecek günlerde Genel Kurula geleceğini belirtti. Yıllardır yapılamayanı, yapılmasına cesaret dahi edilemeyeni AK Parti olarak yaptıklarını, Türkiye'nin kronik sorunlarından işsizliğe yönelik etkili bir reform paketini uygulamaya koyduklarını anlatan Erdoğan, işsizliği azaltmak yolunda, istihdam üzerindeki yükleri kaldırmak noktasında tarihi nitelikteki düzenlemeleri hayata geçirdiklerini bildirdi. Başbakan Erdoğan, ''Bazı medya kuruluşları, istihdam paketi oluşturulmadan önce bazı kurumların hazırladıkları işsizlikle ilgili gelecek projeksiyonlarını verip, bu paket sonrasında istihdamın artmayacağını söylüyorlar. Oysa istihdam paketinin neler getirdiği ve nasıl bir istihdam artışı sağlayacağı çok açık, net ortadadır'' diye konuştu. Başbakan Erdoğan, bu paketle, işveren tarafından ödenen SSK priminden 5 puan indirdiklerini, bu 5 puanlık payın Hazine tarafından karşılanmasını sağladıklarını söyledi. ''Türkiye'nin neresine gittiysek, hangi işverenle, iş yeri sahibiyle konuştuysak, SSK primlerinin yüksekliği yönünde şikayetler aldık'' diyen Erdoğan, parti ve Hükümet programında hedef olarak ilan ettikleri bu indirimin ilk adımını bu yasayla gerçekleştirdiklerini ve işveren üzerinden önemli bir yükü aldıklarını bildirdi.
''GENÇLERİN VE KADINLARIN İSTİHDAMINA...''
Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti: ''Gençlerin ve kadınların istihdamına özel bir önem atfettiğimizi biliyorsunuz. Bu yasayla birlikte, mevcut istihdama ek olarak... Şimdi hanım kardeşlerime sesleniyorum: Kadın haklarını savunduklarını söyleyenlere karşı, 'AK Parti kadına nasıl yaklaşıyor' bunu görmelerini istiyorum. İşe alınan kadın işçilerin SSK primleri, 5 yıl boyunca kademeli olarak İşsizlik Fonundan karşılanacak. Aynı şekilde, 18-29 yaş arasındaki gençlerimizin de SSK primleri kademeli olarak fondan karşılanıyor. Yani SSK primlerinin ilk yıl yüzde 100'ünü, ikinci yıl yüzde 80'ini, üçüncü yıl yüzde 60'ını, dördüncü yıl yüzde 40'ını ve beşinci yıl da yüzde 20'sini biz yükleniyoruz. Yine çok önemli bir projeyi de bu yasayla hayata geçiriyoruz. İŞ-KUR'a kayıtlı işsizlerin eğitimi için, fondan kaynak kullanıyoruz. Böylece işsizlerimiz İŞ-KUR aracılığıyla iş beklerken, iş ararken, meslek eğitimi almak gibi bir imkana kavuşacaklar ve kalifiye eleman yetiştirme noktasında da önemli bir işlev yerine getirilmiş olacak. İşverenler üzerindeki önemli yükleri de yine bu yasayla kaldırıyor, bu sorumlulukları kamuya yüklüyoruz. Eski hükümlü ve terör mağduru çalıştırma yükümlülüğü özel sektörden alınıyor ve kamuya veriliyor. Özürlülere ait SSK işveren prim tutarının Hazine'ce ödenmesini sağlıyoruz. 50'den fazla işçi çalıştıran iş yerlerindeki; iş yeri sağlık ve güvenlik birimi kurma, iş yeri hekimi çalıştırma, iş güvenliğinden sorumlu teknik eleman görevlendirme yükümlülüklerinde önemli kolaylıklar getiriyoruz. Bu yükümlülüklerin hizmet alımı ile karşılanabilmesinin ve birden fazla iş yerinin ortak birim kurabilmesinin önünü açıyoruz.''
''BUNUNLA İLGİLİ DE YALAN HABERLER UÇURDULAR''
Başbakan Erdoğan, bu yasayla birlikte, kreş ve emzirme odası açma yükümlülüğünün, işverenler tarafından hizmet alımı ile de yerine getirilebileceğini söyledi. ''Kreş yükümlülüğünün kaldırılması asla söz konusu değildir. Bununla ilgili de yalan haberler uçurdular, Bunu nasıl yaparsın? Şimdi düşünün, bir tekstil, konfeksiyon fabrikasında yüzlerce bayan çalışıyor, orada kreş olmayacak. O zaman nasıl gelip de o kadın orada çalışacak?'' diye soran Başbakan Erdoğan, çalışan kadınların mağdur edilmediğini, aksine bu haktan daha fazla kadının yararlanmasının önünün açıldığını belirtti. Başbakan Erdoğan, 500 ve daha fazla işçi çalıştırılan iş yerlerinde spor tesisi kurma yükümlülüğünü kaldırdıklarını, iş sağlığı ve güvenliği noktasında önemli düzenlemeleri ve tedbirleri getirdiklerini dile getirdi. Hizmetlerin etkin bir şekilde verilebilmesi için iş yerlerinde ölçüm, kontrol, inceleme ve araştırmalar ile risk değerlendirmesine yönelik esasları belirlediklerini anlatan Başbakan Erdoğan, ''Ağır ve tehlikeli işlerde mesleki eğitimli işçi çalıştırma zorunluluğuyla ve çalışma hayatımızda taşeronluk diye bilinen alt işverenlikle ilgili yeni düzenlemeler getiriyor, bu konudaki keyfilikleri ve başıbozukluğu ortadan kaldırıyoruz'' dedi. Başbakan Erdoğan, bu düzenlemeleri, önceki çalışmalarda olduğu gibi ilgili tüm kesimlerin katkısını, desteğini ve görüşlerini alarak yaptıklarını ifade etti.
''5,5 YILDIR BUNU TELAFİ ETMEYE ÇALIŞIYORUZ''
İşçi ve işveren sendikalarıyla toplantılar yapıldıktan, görüşlerini ve eleştirileri aldıktan sonra taslağın şekillendiğini işaret eden Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: ''Türkiye'de çalışma hayatında diyalog ve uzlaşma kültürü, bu hükümet döneminde, kurumsallaştırılmış ve hakkıyla işler hale gelmiştir. Çalışanlarımızın sorunlarına samimi bir şekilde yaklaşıyoruz, sorunların üzerine gidiyoruz ve on yıllardır çözülmeyen sorunları tek tek çözüm kavuşturuyoruz. Bunu yaparken de her kesimin görüşlerine, önerilerine, eleştirilerine azami derecede dikkat ediyor, bunları çalışmalarımıza yansıtıyoruz. Çalışma hayatında huzuru, barışı muhafaza ettiğimiz sürece, Türkiye'de de huzuru, barışı, istikrarı muhafaza ederiz. Bu anlayışla hareket ediyor, emeğin hakkını en iyi şekilde alabilmesi için gayret sarf ediyoruz. Biz, 5,5 yıldır işte bunu telafi etmeye çalışıyoruz. On yıllar boyunca bozulan dengeleri, biriken sorunları tek tek hal yoluna koymanın mücadelesini veriyoruz. Bunda da önemli mesafeler katettik. İnşallah, Türkiye çok daha fazlasını görecek. Bu yeni reform paketinin de işçilerimize, işverenlerimize, ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyorum.''
WORD BELGESİ
<== GERİ