T.C Başbakanlık Basın Müşavirliği resmi web sitesi / Her hakkı saklıdır
YENİ TÜRKİYE YOLUNDA
31.01.2013
Yükleniyor ...


Aziz milletim, sevgili vatandaşlarım,

Yılın bu ilk buluşmasında, sizleri en kalbi duygularımla selamlıyor, bu yılın hepimiz için bir kez daha hayırlara vesile olmasını Allah'tan temenni ediyorum.

Bu vesileyle, Yarıyıl Tatiline giren öğrencilerimizi kutlamak istiyorum.

Başarılı öğrencilerimize başarılarının devamını; karnelerinde kırıklar olan öğrencilerimize de, ikinci dönemde çok çalışmak suretiyle bu kırıkları telafi etmelerini diliyorum.

Yeni bir yılın; 2013 yılının ilk ayını artık geride bırakıyoruz.

Ne mutlu ki, 2013 yılının bu ilk ayında ülkemiz ve milletimiz adına son derece güzel ve taze bir başlangıç yaptık.

Ekonomide üst üste gelen başarıların yanında, gerek yurt içinde, gerek yurt dışında pek çok önemli faaliyet gerçekleştirdik, pek çok önemli girişimde bulunduk.

Farklı illerimizde düzenlenen çeşitli açılış programları vesilesiyle birçok eser ve yatırımı resmi olarak hizmete açtık, yurt içi ve yurtdışında yabancı devlet adamlarıyla pek çok önemli temaslar gerçekleştirdik.

Bu yıl ilk olarak, 12 Ocak’ta, İstanbul’da, Florence Nightingale Hastanesinin açılışını gerçekleştirdik.

Enerji tasarrufu ve tabiatı koruma esasına dayanan ve ülkemizin ilk “Yeşil Hastanesi” olma unvanını elde eden bu tesis, sahip olduğu imkânlar ve sunduğu yüksek standarttaki sağlık hizmetleri yanında, uluslararası bir sağlık eğitimi merkezi işlevi de görecek.

Şunu özellikle belirtmek istiyorum:

Eğitim ve sağlık alanında yapılan her hizmet, her eser, her yatırım bizleri ziyadesiyle memnun ediyor. Bu alandaki tesisleri, her şeyden daha çok önemsiyoruz.

Aynı şekilde, halkımızın da sağlık alanındaki hizmetlerimizi çok önemsediğini, büyük takdirle karşıladığını biliyorum.

Bu itibarla bizler, sağlık alanında devrim niteliğinde, bütün dünyaya örnek teşkil eden çok kapsamlı reformlar gerçekleştirdik.

Ülkemizde sağlık alanında çalışan insan gücü sayısı 2002 yılında 178 bin iken, bu rakamı bugün 462 bine yükselttik.

Sadece kamudaki uzman hekim sayısını, 10 yılda 20 binden 33 bine, pratisyen hekim sayısını ise 24 bin 558’den 31 bin 136’ya çıkardık.

Yine bu dönemde, 87 bin olan kamudaki ebe ve hemşire sayısını, 131 bine ulaştırdık.

Aile Hekimliği gibi modern bir sistemi ülkemizde kurduk ve işler hale getirdik.

Bugün Türkiye genelinde 20 bin 274 aile hekimi vatandaşlarımıza hizmet veriyor.

Kamu hastanelerini yeniden yapılandırdık ve güçlendirdik.

Devlet hastanelerindeki nitelikli yatak sayısını 6 bin 839’dan 40 bin 716’ya, yoğun bakım servislerindeki yatak sayısını 665’den 3 bin 86’ya çıkartarak, hizmet kalitesini fevkalade artırdık.

Hastanelerimizi, fiziki olarak yenilemenin yanında en modern cihazlarla donattık.

Acil Sağlık Hizmetleri konusunda da çok önemli gelişmeler sağladık.

112 istasyonlarının sayısını 481’den 1.854’e, ambulans sayısını 617’den 2 bin 936’ya çıkardık.

Türkiye, helikopter ve uçak ambulans hizmetleriyle ilk defa bizim dönemimizde tanıştı.

Bugün 4’ü uçak, 19’u helikopter olmak üzere 23 hava ambulansıyla Türkiye’nin her yerinde bu hizmeti veriyoruz.

Şimdi gündemimizde Şehir Hastaneleri var.

İlk etapta Kayseri, Ankara-Bilkent ve Ankara-Etlik Şehir hastanelerini 3 yıl içinde faaliyete geçiriyoruz.

İstanbul-İkitelli Şehir Hastanesi'nin, ayrıca Elazığ Bölge Eğitim Araştırma Hastanesi'nin hazırlıkları tamamlandı, en kısa sürede yapımına başlıyoruz.

Bunları da 3 yıl içinde hizmete sunacağız.

Bu şekilde tam 29 büyük şehirde şehir hastaneleri kurarken, Elazığ'da da bir bölge eğitim araştırma hastanesi kurmayı planlıyoruz.

Hamdolsun, bu çabalarımızın, bu emeklerimizin karşılığını aldık, almaya devam ediyoruz.

Bugün dünyanın pek çok yerinden uzmanlar geliyor, bizim sağlık sistemimizi inceliyor ve kendileri için model çıkartıyorlar.

İnşallah önümüzdeki yıllarda, elbirliğiyle ülkemizi sağlık alanında daha ileri düzeylere taşıyacağız.

Kamu kurumlarımızla, özel sektörümüzle, sivil toplum kuruluşlarımızla, üniversitelerimizle bu alanda çok daha büyük başarılara hep birlikte imza atacağız.

Türkiye’yi, sadece bölgesinin ve Avrupa’nın değil, dünyanın en önemli sağlık merkezlerinden biri haline getireceğiz.

 

Değerli vatandaşlarım,

Ocak ayı içindeki açılış programımızın, hizmet kervanımızın ikinci durağı Ankara’daydı.

Ankara’da, 17 Ocak tarihinde, çok önemli bir toplu açılış törenini gerçekleştirdik.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız tarafından tamamlanan tam 365 tesis ve yatırımı resmi olarak hizmete aldık, 389 temizlik ve hizmet aracını teslim ettik; Türkiye’ye toplamda tam 1,5 milyar Liralık hizmet ve eser kazandırmış olduk.

Bu açılış programıyla birlikte, 81 vilayetin tamamında, gerek şehir altyapılarını güçlendirme, gerek çevreyi koruma noktasında çok önemli yatırımlar hizmete girdi.

Ankara’daki açılış programımızdan iki gün sonra, 19 Ocak’ta, Gaziantep’e geçtik ve açılışlarımız orada da devam etti.

Gaziantep’te, 64 farklı eser ve hizmetten oluşan, 1 milyar 184 milyon Lira bedelle üretilen yatırımları hizmete açtık.

Yine Gaziantep Üniversitesi’nde, şahsıma tevdi edilen fahri doktora unvanı töreniyle birlikte, üniversitemize kazandırılan 70 milyon lira tutarındaki tesisleri resmi olarak hizmete açtık.

Bir gün sonra, 20 Ocak’ta, yine Gaziantep’te, bir özel sektör yatırımının, bir fabrikanın açılışını gerçekleştirdik.

 

Değerli vatandaşlarım,

Bütün bu açılış programımız arasında, ülkemiz, milletimiz için çok önemli, çok anlamlı olan bir kampanya başlattık.

17 Ocak tarihi itibariyle, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın, Toprak Mahsulleri Ofisimizin öncülüklerinde, Ekmek İsrafını Önleme Kampanyası başladı.

Kampanyanın açılışında yaptığım konuşmada, ülkemizdeki ekmek israfının boyutlarına dikkat çekmiştim.

Konunun önemi ve hassasiyeti dolayısıyla, burada bir kez daha vurgulamakta yarar görüyorum.

Zira, ekmek ile nimeti bir tutan, ekmeği alın terinin, paylaşmanın, bereketin sembolü olarak gören bir anlayışa sahibiz.

Bakınız; Toprak Mahsulleri Ofisi’nin yaptırdığı araştırmaya göre, Türkiye’de yılda 37 milyar adet ekmek üretiliyor.

Tüketilen ekmek miktarı ise, yılda 35 milyar adet.

Bu rakamlara göre, maalesef, günde 6 milyon adet,  yılda 2 milyar adet ekmek, çöpe gidiyor.

Parasal olarak ifade edildiğinde, yılda 1,5 milyar Liralık bir kaynak çöpe atılıyor.

Daha da vahimi, Türkiye zenginleştikçe, Milli Gelir artışına bağlı olarak refah arttıkça, tüketim arttıkça, alım gücü arttıkça; ekmek israfı da artıyor.

2011 yılında günde 5 milyon ekmek çöpe gidiyordu, 2012 yılında, sadece 1 yıl içinde, çöpe atılan ekmek miktarı 1 milyon artışla 6 milyon oldu.

Bir tarafta yiyecek bir dilim ekmek bulamazken, diğer tarafta, tıka basa doyan, yediği önünde yemediği ardında duran, yemediğini çöpe atan bir kitlenin olması ne adaletle, ne kalkınmayla, ne de refahla bağdaştırılabilir.

İsrafın yerine tasarrufu, ziyan etmenin, zayi etmenin yerine paylaşmayı, bölüşmeyi koymalıyız.

Kendi öz değerlerimize sıkı sıkıya sarılmalı, medeniyetimizin temel ilkelerine, temel dinamiklerine sahip çıkmalıyız.

Dolayısıyla herkesin, aziz milletimin, ekmek kullanımı konusunda çok daha duyarlı olmasını ben özellikle rica ediyorum.

Ekmeği alırken, ekmeği bölerken, bir değil, birkaç defa düşünülmesini, o ekmeğe sahip olmayanların hatırlanmasını, ona göre davranılmasını özellikle rica ediyorum.

Başlatılan kampanyanın bu hissiyatı çoğaltmasını, ekmek israfının önüne geçmesini yürekten temenni ediyorum.

 

Değerli vatandaşlarım,

2013 yılının bu ilk ayı, dış politikamız açısından da son derece hareketli geçti, son derece verimli bir dönem yaşadık.

Bu çerçevede, ülkemizde önemli misafirleri, önemli devlet ve hükümet başkanlarını, çeşitli devletlerin temsilcilerini ağırladık.

Sırasıyla, Singapur Dışişleri ve Adalet Bakanı Sayın ŞANMUGAM, Irak Meclis Başkanı Sayın Nuceyfi, Kosova Başbakanı Sayın Haşim Taci, Bosna-Hersek Reis-ül Uleması Sayın Kavazoviç, Gana Cumhurbaşkanı Sayın Mahama ile görüşmeler gerçekleştirdik, temaslarda bulunduk.

Bu ay içinde ayrıca, 6-10 Ocak tarihleri arasında Afrika’ya tarihi önemde bir ziyaret gerçekleştirdik.

Afrika’nın üç önemli ülkesi olan Gabon, Nijer ve Senegal’e gerçekleştirdiğimiz ziyaretler son derece önemliydi.

Bizler, hükümet olarak, Afrika’ya açılım politikamız çerçevesinde Afrika Kıtasında yer alan ülkelerle ilişkilerimizin geliştirilmesine özel bir önem atfediyoruz.

Geçmişte, Afrika ile, Afrika ülkeleri ile, Afrika insanı ile aramızda çok köklü ilişkiler, çok derin bağlar vardı.

Bugün bu bağları, bu ilişkileri güçlendirmek için var gücümüzle çalışıyoruz.

Karşılıklı çabalar neticesinde, son birkaç yıl içinde, bu alanda gerçekten takdire şayan bir ivme yakaladık.

Şu anda Türk Hava Yollarımız, Afrika’da 23 ülkede 32 noktaya uçuş gerçekleştiriyor.

Önümüzdeki dönemde açılması planlanan yeni hatlarla birlikte, İstanbul, Afrika ülkeleri için dünyanın tüm ülkelerine en kolay ve en uygun koşullarda bağlantı sağlayan bir merkez, bir havaalanı konumuna gelecek.

Öte yandan, bundan dört yıl önce Afrika Kıtasında sadece 12 Büyükelçiliğimiz mevcuttu.

Şu anda, Afrika’da, 26’sı Sahra’nın Güneyinde olmak üzere, 31 Büyükelçiliğimiz var.

İnşallah, birkaç ay içinde bu rakam 34’e ulaşacak.

Afrika ülkeleriyle 2003 yılında sadece 5 milyar Dolar olan ticaret hacmimiz, küresel ekonomik krize rağmen, 2011 yılı sonunda 17 milyar Doları aştı.

2015 yılı itibariyle Afrika ülkeleriyle olan ticaret hacmimizi 50 milyar Dolar seviyesine çıkarmayı hedefliyoruz.

Bu noktada şunu da ilave etmek istiyorum:

Türkiye olarak, Afrika kıtasına, Batılı ülkelerin baktığı gibi asla bakmıyoruz.

Oradaki insanları köleleştirmek, oradaki insanları katletmek, oradaki ülkeleri, toplumları birbirine kırdırmak suretiyle Afrika’nın zenginliklerine, elmasına, altınına, petrolüne sahip olmak gibi bir tutum, bizim tarihimizde olmamıştır, olamaz da.

Bizim anlayışımız, bizim kültürümüz insanları köleleştiren değil, insanı yaratılmışların en şereflisi gören, insanları özgürleştiren, eşitlikçi bir anlayıştır.

Bizim anlayışımızda, bizim kültür ve medeniyetimizde beyazın siyaha, siyahın beyaza karşı bir üstünlüğü yoktur.

Bizim anlayışımızda, bütün insanlar eşittir.

İşte, bu nedenle, bizler oraya sadece ekonomi ve ticaret için değil, insanlık için gidiyor; dostluk ve kardeşlik için orada bulunuyoruz.

Hastalıklarla mücadelede, tarımsal gelişmede, sulamada, enerji ve eğitim alanlarında Afrika’ya teknik ve insani yardımlarımızı düzenli olarak sürdürüyoruz.

Burada sadece Türkiye Cumhuriyet Devleti olarak değil, TİKA'mızla, bunun yanında STK'larımızla el ele omuz omuza oraya ulaşıyoruz.

Dünyanın yükselen gücü olarak, Türkiye, 37 Afrika ülkesinde projeler gerçekleştiren Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığımız TİKA eliyle, Afrika’nın, Afrika ülkelerinin kalkınmasına ciddi katkılar sağlıyor.

2005 yılında Afrika Kıtasında TİKA tarafından gerçekleştirilen resmi kalkınma yardımları sadece 3 milyon Dolar iken, bu oran 2011 yılı sonu itibarıyla yaklaşık 156 milyon Dolara ulaştı.

Keza, Hükümetdışı kuruluşlarımız da çok ciddi yardımlar sağladılar ve sağlamaya devam ediyorlar.

Huzurlarınızda, ben hükümet dışı bu kuruluşlarımıza, sivil toplum örgütlerimize, şahsım, milletim adına şükranlarımı ifade ediyorum.

Bütün bunlar bizim,  Türkiye olarak, Afrika Kıtasına bakışımızı, Afrika kıtasına yaklaşımımızı ortaya koyuyor.

Biz şuna inanıyoruz: 21’inci yüzyıl, Afrika’nın şahlandığı, Afrika medeniyetinin tarih sahnesine geri döndüğü bir yüzyıl olacaktır.

Ben, bu ay içinde gerçekleştirdiğimiz Afrika ziyaretimizin, Türkiye-Afrika ilişkilerine büyük faydalar sağlayacağına inanıyorum.

Yine bu ay içinde, kardeş ülke Katar’ı da ziyaret ederek, Katar Emiri Şeyh Hamad Bin Halife Al Sani ile Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad Bin Casim Bin Cebr Al Sani ile son derece yararlı görüşmelerimiz oldu.

Yine Katar’da, Yunanistan Başbakanı Antonis Samaras ile de verimli bir görüşme gerçekleştirdik.

 

Sevgili vatandaşlarım,

Ocak ayı içinde, yeni bir yılın başlangıcında, Hükümetimiz içinde de sınırlı bir kabine değişikliği gerçekleştirerek, bir bayrak değişimini, bir tazelenmeyi hayata geçirdik.

İçişleri, Milli Eğitim, Sağlık ve Kültür Turizm Bakanlığı yapan arkadaşlarımız, görevlerini devrettiler ve yeni arkadaşlarımız görevlerine başladılar.

Görevi devreden her 4 bakanımız da son derece başarılıydı.

Kendilerine bir kez de sizlerin huzurunda şükranlarımı ifade ediyorum; yeni bakanlarımıza üstün başarılar diliyorum.

Bizim için hizmet, her zaman makamların önünde oldu.

Makamların gelip geçici olduğuna, hizmet ve eserlerin kalıcı olduğuna, önemli olanın milletin kalbinde sarsılmaz bir yer edinmek olduğuna biz yürekten inandık.

Bu bir bayrak yarışıdır.

Biz, Hükümet olarak, nasıl ki görevi bizden öncekilerden devraldıysak, vakti zamanı geldiğinde, sizler takdir ettiğinizde, aynı şekilde görevlerimizi yeni gelenlere devredecek, ama sizin gönlünüzde yer edinmiş olmanın huzurunu da daima yüreğimizde taşıyacağız.

 

Aziz vatandaşlarım,

Ülkemizi ve kardeşliğimizi hedef alan bölücü teröre karşı Ocak ayında da mücadelemiz en yoğun şekilde devam ederken, terörü sonlandırmaya, teröristlerin silahlarını bıraktırmaya yönelik de kararlı adımların atılması için girişimlerimizi sürdürdük.

Burada bir kez daha ifade etmeliyim ki, şiddet, hiç bir şekilde mazur ve meşru gösterilemez.

Şiddetin hiç bir bahanesi olamaz.

Şiddet, kendisini ve taleplerini haklı görenler için asla bir yöntem olamaz.

Nitekim ülkemizde şiddet, bugüne kadar hiç bir şekilde hedefine ulaşamamış, hiç bir sonuç elde edememiştir.

Demokratik toplumlarda, meselelerin çözüm yeri dağlar değil, parlamentolardır, çözümün aracı da silahlar değil, siyasettir.

Meşru bir zeminde üretilen siyaset, er ya da geç bütün meselelere bir çözüm yolu, bir çıkış yolu bulacaktır.

Ülkemizde maalesef, bir takım bahaneler arkasına sığınanlar şiddeti yol olarak benimsemiş, bazı siyasi partiler de şiddetin gölgesinde siyaset üretme gayretine girmişlerdir.

Silahlar konuşurken, takdir edersiniz ki, çözüm üretmek zorlaşır.

İşte biz, 10 yıl boyunca bir yandan bütün vatandaşlarımıza hizmet üretmenin mücadelesini verirken, diğer yandan da bu şiddeti sonlandırmanın, silahları susturmanın kararlı mücadelesini verdik.

Bir yandan kardeşliği pekiştirirken, diğer yandan kardeşliğimize kasteden teröre karşı dik durduk, birlik içinde olduk, terörün önünde set olduk.

Şu anda biz, terörün bir çözüm yolu olmadığını, Türkiye’nin meselelerini siyasetle, konuşarak, istişare ederek çözeceğini vurguluyor, akan kanı dindirmek, yaraları tedavi etmek için adımlar atıyoruz.

Bu süreç, terörle mücadelenin askıya alınacağı, ya da terörle mücadeleden taviz verilecek bir süreç asla değildir ve olmayacaktır.

Topraklarımıza kastedenler, askerimize, polisimize, diğer güvenlik güçlerimize alçakça saldıranlar, köy korucularımıza saldıranlar, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da cevaplarını mutlaka alacaklardır.

Ancak, tahribat kangrene dönüşmeden, kardeşler arasına husumet girmeden, nifak tohumları yeşermeden, bizim artık bu süreci sona erdirmemiz gerekiyor.

Büyük bir memnuniyetle müşahede ediyoruz ki, aziz milletimiz, terörün bitmesi, kardeşliğin bu topraklara en güçlü şekilde egemen olması için bize çok güçlü şekilde destek vermeye devam ediyor.

Terörden beslenenlere, terörden kazanç ve rant sağlayanlara rağmen, bizler sizlerden aldığımız güçle, terörle mücadele etmeyi, kardeşliği yüceltmeyi sürdüreceğiz.

Bizim, bu süreçte ilkelerimiz bellidir.

Meşru dairede kalmak, anayasal ve yasal dairede kalmak, milletimizin değerlerine hürmet göstermek, bu süreçte de bizim sarsılmaz şiarımız olacaktır.

Milletimiz bize güvendiği, bize inandığı sürece, inşallah, nifak ve fitne kaybedecek, kardeşlik mutlaka ama mutlaka galip gelecektir.

Bu düşüncelerle sözlerime son verirken, hepinize sağlıklı, bereketli, huzurlu bir ay temenni ediyorum.

Bir sonraki programda yeniden buluşmak, yeniden hasret gidermek umuduyla sizleri selamlıyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.