|
Sevgili vatandaşlarım...
Aylık
buluşmamızın başında sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum.
Bir
çok açıdan çok önemli bir ayı, çok önemli bir haftayı geride bıraktık.
Her
yıl 23 Nisan’da haklı bir gururla hem Millî Egemenlik ve Çocuk Bayramını,
hem de millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM'nin kuruluş yıldönümü
kutluyoruz. Bildiğiniz
gibi, TBMM, bundan 88 yıl önce büyük bir kısmı düşman işgali altında
bulunan vatanımıza istiklalini kazandırmak üzere yurdun her yanından
gelen delegelerin katılımıyla kurulmuştur. O
günden sonra da cephe cephe devam etmekte olan istiklal mücadelesinin
sevk ve idare merkezi olmuştur. Bu
mücadelenin zaferle sonuçlanmasının ardından kurulan genç Türkiye
Cumhuriyeti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Egemenlik Kayıtsız Şartsız
Milletindir” şiarını ilerleme yolunda şaşmaz bir istikamet olarak
benimsemiştir. Bugün
de Türkiye Büyük Millet Meclisimiz, bu şiar doğrultusunda milli
egemenliğin sembolü olarak varlığını sürdürüyor. Millî
egemenlik, kurulduğu günden bu yana cumhuriyetimizin çağdaşlaşma
ideallerini gerçekleştiren, büyük devrimlerin ve reformların altında
imzası bulunan TBMM'nin temelidir; Atatürk'ün en zor zamanlarda,
en zor kararları alırken aradığı demokratik meşruiyet şartının kaynağıdır.
Çünkü,
cumhuriyetimizi kuran kadro güçlü bir şekilde inanmıştır ki, demokrasilerde
meşruiyetin kaynağı millettir, yani sizlersiniz. Millete
benimsetilmeyen, millete emanet edilmeyen, millet iradesine dayanmayan
hiçbir değişim ve gelişme programının yaşatılamayacağını daha o
günlerden görmüşlerdir. Onun
için demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan cumhuriyetimizin
bütün esasları TBMM tarafından hayata geçirilmiş; sonuçta milletimize
mal olmuştur. 23
Nisan 1920’de ilk Meclis’i kuran irade işte bu anlayışla, bu inançla,
bu ideallerle yola çıkmış, Türkiye Cumhuriyeti’ni bu temel kaide
üzerinde inşa etmiştir. Her
23 Nisan’da milli egemenlik kavramı üzerinde yeniden düşünmeli,
milletimizin ortak geleceği etrafında bizi birleştiren hedef ve
değerlerimize sıkı sıkıya sarılmalıyız. Değerli
vatandaşlarım... Her
yıl 23 nisan'da ülkelerinden gelerek bu topraklarda çocukluk neşesini,
heyecanını doyasıya yaşayan, buradan bütün dünyaya sevgi, dostluk
ve kardeşlik mesajları veren bütün çocuklarımızı bir kere daha kutluyorum.
Bize
düşen onlara çok daha güzel imkânlar hazırlamak, çocuk dünyalarındaki
güzellikleri sonraki yaşlarına, sonraki dönemlerine de taşıyabilecekleri
hayatı onlara sunabilmektir. Bunun
için bugün maalesef dünyada hüküm sürmekte olan düşmanlıkların,
savaşların, yoksullukların, çaresizliklerin ortadan kalkması gerekiyor.
Bu
insanlığın ortak sorunudur, hepimizin çocuklarımıza nasıl bir gelecek
bıraktığımız sorusunu kendimize ciddiyetle sormamız gerekiyor. Daha
aydınlık, daha mutlu, daha özgür, daha adaletli, daha hakkaniyetli
bir dünyanın arayışı içinde olmalıyız, bu bizim en önemli yükümlülüklerimizden
biridir. Göreve
geldiğimiz günden bu yana çocuklarımıza çok daha az sıkıntı çekecekleri,
geleceğe çok daha umutla bakabilecekleri bir Türkiye inşa etmek
için gayret sarfediyoruz. Çünkü
çocuklarımız bu ülkenin geleceğini, yarınlarını temsil ediyorlar.
Onlara
yaptığımız her yatırımın, bu ülkenin geleceğine yapılmış olduğuna
inanıyoruz. Türkiye’nin
çok uzun ve meşakkatli yıllar geçirdiği, ağır krizler geçirdiği
dönemler oldu. Bütün
bu sıkıntıların görünmeyen yükünü geleceğe dair umutlarını, heyecanlarını
yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalan çocuklarımız çekti. Onlara
yaşamaktan gurur duyacakları ve yarınlarına umutla bakabilecekleri
bir ülke bırakabilmek adına büyük bir değişim dönemi başlattık.
Bugün
şükürler olsun ki Türkiye psikolojik eşiği geçmiş, çocuklarımız
gelecek adına heyecan verici fikirler üretmeye, hedefler koymaya,
hayaller kurmaya başlamıştır. Eğitim
ve sağlıkta, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hak ettiği standartları
yakalamak için büyük gayret içindeyiz. Eğitimlerini
çağın gerektirdiği seviyeye yükseltebilmek, ezberci mantığın yerine
analiz yeteneğini koyabilmek, çocuklarımızı dünyaya ve yeni fikirlere
açık gelişkin bireyler haline getirmek için büyük bir seferberlik
yürütüyoruz. Bütçeden
en büyük payı eğitime ayırmamızın sebebi de budur; geleceğin büyükleri
olarak gördüğümüz çocuklarımızı daha bilgili, daha donanımlı, daha
ufku açık yetiştirmek istiyoruz. Bu
amaçla 5 yılda 115 bin yeni dersliği çocuklarımıza kazandırdık.
8
ve üzeri dersliğe sahip tüm okullarımıza Bilişim Teknolojisi Sınıfları
kurduk. 30
bin eğitim kurumumuza internet bağlantısı sağladık. 501
tane spor salonunun, 93 adet çok amaçlı salonun yapımını tamamladık.
Daha
iyi bir gelecek istiyorsak daha da fazlasını, daha da iyisini, daha
da güzelini başarmak durumundayız. Unutmayalım ki, ne durma lüksümüz
var, ne de geriye gitme seçeneğine sahibiz. Sevgili
vatandaşlarım... Türkiye’nin
son yıllarda gerçekleştirdiği çok yönlü atılım, yakaladığı ekonomik
dinamizm son derece önemlidir. Bu
başarılı yılların son derece değişken ve dalgalanmalara açık bir
küresel atmosferde gerçekleştiğini de mutlaka dikkate almak durumundayız.
Sizlerin
de malumunuz olduğu üzere, bugünlerde yine küresel bir ekonomik
dalgalanma tüm dünyada etkisini hissettirmektedir. Enflasyonda,
faizlerde, borsalarda, işsizlik oranlarında dalgalanmaya, piyasalarda
durgunluğa yol açan, petrol fiyatlarının rekor düzeylere ulaşmasına
sebep olan bu küresel şok, hiç kuşkusuz, az ya da çok Türk ekonomisini
de etkilemektedir. Yine
hem küresel ölçekte, hem de ülkemiz ölçeğinde, son yılların en kurak
mevsimlerine şahit oluyoruz. Ancak
şunu bütün samimiyetimle ifade etmek isterim ki, Türkiye ekonomisi,
bu tür şokları, bu tür dalgalanmaları artık kolayca atlatabilecek
bir güce, bir dirence sahiptir. Son
5 buçuk yılda yaşadığımız şokları, dalgalanmaları, belirsizlikleri,
olumsuz sürprizleri en az etkiyle atlatmayı başardık. Aldığımız
önlemlerle, Türkiye ekonomisini güçlü, korunaklı bir yapıya kavuşturmak
için gerçekleştirdiğimiz yapısal reformlarla artık geleceğe daha
güvenle bakabiliyor, bu tür küresel sarsıntıları asgari zararla
atlatabiliyoruz. Bu
tablo da gösteriyor ki, Türkiye ekonomisi bugün emin ellerdedir.
Türkiye’nin
orta ve uzun vadeli para politikaları, mali politikaları her kesim
tarafından bilinmekte ve bu politikalara güvenilmektedir. Avrupa
Birliği katılım sürecimiz ve reformları uygulama kararlılığımız,
ekonomimizi her zamankinden farklı, her zamankinden güçlü bir konuma
yükseltmiştir. Bütün
bunlara ek olarak, Merkez Bankamız güçlü rezervleriyle her türlü
şokun, her türlü dalgalanmanın üstesinden gelebilecek bir yapıya
kavuşmuştur. 2002
yılında sadece 26,5 milyar Dolar olan Merkez Bankası rezervlerimiz,
bugün 75 milyar Dolar seviyesine çıkmıştır. Yine
turizm gelirlerimiz, 2002 yılında 8,5 milyar Dolar seviyesinde iken
2007 yılı sonunda 18.5 milyar Dolar seviyesine ulaşmıştır. Bir
başka önemli gösterge ise doğrudan küresel yatırımlardır. Türkiye’nin
2007 yılında çektiği doğrudan küresel yatırım miktarı 22 milyar
Dolara ulaşmıştır. Bu
rekor seviyedeki göstergelerle Türkiye, her türlü olumsuz dalgalanmayı
asgari etkiyle atlatabilecek güçtedir. Gerektiği
zaman, gerektiği yerde önlemlerimizi aldık, almaya da devam edeceğiz.
Ancak
burada bir noktaya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum: Türkiye
ekonomisinin son yıllarda elde ettiği bu tarihi başarının altında,
istikrar ve güven unsurları yatmaktadır. Sizlerin
bize duyduğunuz güven, bizim de bu güveni boşa çıkarmamak, emaneti
en iyi şekilde muhafaza etmek yönünde gösterdiğimiz gayret, Türkiye’yi
bu günlere, bu seviyelere taşımıştır. Güven
ve istikrara yönelik her türlü olumsuz girişim, doğrudan ekonomimizi,
refahımızı, kalkınma hızımızı, büyüme hızımızı hedef alacaktır.
Değerli
vatandaşlarım, Türkiye’yi
büyütmek, Türkiye ekonomisini büyütmek, gelirimizi, üretimimizi,
istihdamımızı, soframızdaki ekmeği büyütmek için çok önemli reformları
gerçekleştirdik. Bu
reformlar, Türkiye’yi 5 yıl gibi kısa bir sürede dünyanın güçlü
ekonomileri arasına yerleştirmiştir. Bakınız,
2002 yılında Türkiye dünyanın en büyük 26’ıncı ekonomisi iken, bugün
17’inci büyük ekonomisi haline gelmiştir. Hedefimiz,
en kısa zamanda Türkiye’yi ilk 10 büyük ekonomi arasında görmektir,
bu hedefin gereklerini de kararlılıkla yerine getiriyoruz. Sizlerin
de yakından takip ettiğiniz gibi, geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük
Millet Meclisimiz yeni Sosyal Güvenlik Yasası’nı genel kurulda görüşerek
kabul etti. Geleceğimiz
açısından çok hayati gördüğümüz bu yasanın ülkemize, milletimize,
çalışanlarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Sosyal
güvenlik sisteminde yapılan düzenlemeler, etkisini kısa vadede değil,
orta ve uzun vadede gösterir. Etkisini
bundan 30 yıl, 40 yıl, hatta 50 yıl sonra tam olarak hissedeceğimiz
bu düzenlemeler, Türkiye’nin yeni nesillerinin bahtını karartmamak
için yapılmış düzenlemelerdir. Bu
düzenlemeler, mümkün olan en geniş katılımla, en geniş mutabakatla
hayata geçirilmiştir. Sendikalarımızla,
işçi ve işverenlerimizle uzun süren müzakerelerin ardından, talepler
dikkate alınarak büyük ölçüde uzlaşma sağlanmış ve bu düzenlemeler
yapılmıştır. İstiyoruz
ki, bugünün çocukları, yarının büyükleri bizleri hayırla yadetsinler,
bizlere hayır dua etsinler. Bakınız,
yeni sosyal güvenlik yasasıyla getirdiğimiz bazı önemli düzenlemeleri
burada sizlerle paylaşmak istiyorum: Öncelikle
emeklilik yaşıyla ilgili bir yanlışı düzeltelim; yeni kanunumuzda
2036 yılına kadar emeklilik yaşında bir değişiklik öngörülmüyor.
65
yaş uygulaması ise yalnızca çalışma süresi şartını 2048 yılından
sonra dolduranlar için söz konusu olacak. Sosyal
Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda mevcut çalışanların
prim gün sayılarında herhangi bir değişiklik yapılmamıştır. Bağ-Kur’daki
basamak sistemi nedeniyle, çiftçi ve esnafımızın gelirleri artmadığı
halde ödemeleri gereken prim artıyordu. Bu
yasayla basamak sistemini kaldırıyoruz, beyan sistemini getiriyoruz.
Böylece, çiftçimiz ve esnafımız, gelirleriyle orantılı prim ödeme
imkanına kavuşacak. Halen
Bağ-Kur’lular için % 40 olan prim oranını % 33,5’e kadar indiriyoruz.
Ayrıca
çiftçilerimizin ve köy muhtarlarının, 15 günlük prim ödeyerek 30
gün sigortalı olmalarını sağlıyoruz. Bağ-Kur’a
tabi çalışan çiftçilerimiz ve esnafımız için; geçici iş göremezlik
ödeneği, emzirme yardımı, çeyiz parası gibi haklar da ilk defa bu
kanunla getiriliyor. Böylece
Bağ-Kur’lu vatandaşlarımızdan; doğum yapan veya iş kazası geçirenlere
istirahatleri süresince iş göremezlik ödeneği, çocuğu olanlara emzirme
yardımı, kurumdan aylık almakta iken evlenen kız çocuklarına da
24 aylık tutarında çeyiz parası verilecektir. Mevcut
uygulamada Bağ-Kur'luların sağlık hizmetlerinden yararlanabilmeleri
için hiç prim borcu bulunmaması şartı aranıyordu. Yeni
kanunumuzda Bağ-Kur'luların 60 güne kadar prim borcu olsa bile sağlık
yardımlarından yararlanmaları imkanı getiriliyor. Kadın
sigortalıların doğumdan dolayı çalışamadıkları sürelerini borçlanma
imkanı sağlanıyor. Ayrıca
özürlü çocuğu bulunun kadınlara 5 yıla kadar erken emekli olabilme
imkanı getiriliyor. Bu
kanunla, gazilerimizin yeniden çalışmaları durumunda aylıklarının
kesilmeyeceği de hükme bağlanıyor. Ayrıca
şehit ve gazilerimizin çocuklarına her yıl için ödenmekte olan eğitim
ve öğretim yardımı bu Kanunla % 25 oranında artırılıyor. Zorunlu
göçe tabi tutulan soydaşlarımızın, geldikleri ülkelerdeki çalışma
sürelerini borçlanabilme imkanını getiriyoruz. Örnek
olarak yaklaşık 20 yıl önce Bulgaristan’dan göç eden soydaşlarımız,
bu ülkedeki çalışma sürelerine ilişkin prim tutarlarını ödeyerek
emekli olabilme imkanına kavuşacaklar. Sevgili
vatandaşlarım… Bu
yasayla getirilen en önemli yeniliklerden biri de Genel Sağlık Sigortası’dır.
Böylece
Anayasamızda öngörülen Genel Sağlık Sigortası Sistemi, aradan geçen
26 yıldan sonra Hükümetimiz döneminde hayata geçirilmiş oluyor.
Buna
göre, ülkemizde yaşayan herkes sağlık sigortası kapsamı içine alınıyor.
18
yaşını doldurmamış olan kişiler, bakıma muhtaç kişiler, acil haller,
iş kazası ve meslek hastalığı halleri ile bulaşıcı hastalıklarda
genel sağlık sigortalısının primine ve borcuna bakılmaksızın sağlık
hizmetlerinden yararlanma imkanı getiriliyor. Bakınız
bu yasaya kadar bir çiftçimiz veya bir esnafımız, hastalanan çocuğunu
doktora götürdüğü zaman, daha kapıdan girerken prim borcu olup olmadığına
bakılıyordu. Getirdiğimiz
bu sistemle, milletimizin geleceği olan tüm çocuklarımızın 18 yaşına
kadar, prim vb. hiçbir şart aranmaksızın sağlık hizmetlerinden yararlanması
sağlanıyor. Yeterli
geliri bulunmayan vatandaşlarımız, sağlık primleri devlet tarafından
ödenmek suretiyle Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınıyor. Bugün
bir işçimizin ailesi ile birlikte sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi
için 120 gün süreyle sigortalı olarak çalışması gerekmektedir. Çiftçilerimiz
ve esnaflarımızın ise sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için
240 gün prim ödeyerek çalışmaları gereklidir. Biz
bu süreleri 30 güne indirerek; 1 ay çalışan herkesin kendileri ve
ailelerinin sağlık hizmetlerinden yararlanabilmelerini sağlıyoruz.
İsteğe
bağlı sigortalılıkta da önemli düzenlemeler getiriyoruz. Artık
dileyen her vatandaşımız, isteğe bağlı sigortalı olabilecek ve sigortalı
olduğu sürece sağlık hizmetlerinden yararlanabilecek. Böylece,
part-time çalışanlarla usta öğreticilere de eksik kalan günlerini
isteğe bağlı olarak tamamlayabilme hakkı sağlanmaktadır. Şimdiye
kadar 10 yıldan az hizmeti bulunan memurların vefat etmeleri halinde
yakınlarına aylık bağlanmıyordu. Şimdi
bu süreyi diğer çalışanlarda olduğu gibi 5 yıla düşürerek 20 bini
aşkın ailemize aylık bağlanmasına imkan hazırlamış oluyoruz. Sizlere
yeni kanunun sadece bir kaç önemli maddesini aktardım. Kanun
uygulanmaya başlandığında sizler de göreceksiniz ki, Türkiye, çağdaş,
kaliteli, hızlı, eşitlikçi ve adil bir sosyal güvenlik sistemine
kavuşmaktadır. Bu
Kanun, devletin sosyal devlet olma gereklerini yerine getireceği
gibi, Türkiye’nin yarınlarının bugünden daha müreffeh, daha güçlü
olmasına da zemin hazırlayacaktır. Değerli
vatandaşlarım, Şimdi
bir başka önemli düzenlemeyi, bir başka devrim niteliğindeki reformu
uygulamaya koymanın hazırlığı içindeyiz. 2002’den
bu yana ülkemiz ekonomisinde atılan önemli adımlar, sağlanan önemli
gelişmeler neticesinde enflasyon sorunu büyük ölçüde çözülmüş, Cumhuriyet
tarihinde eşi görülmemiş yüksek ve sürekli büyüme sağlanmıştır.
Ancak
hala çözülmesi gereken sorunlar vardır; başta gelen sorunlardan
biri de işsizliktir. Geçmişten
devraldığımız bu sıkıntıyı geleceğe taşımak lüksüne sahip değiliz,
işsizlerimize iş bulmak, yeni istihdam üretmek mecburiyetimiz var.
Bu
amaçla şimdi İstihdam Paketi adını verdiğimiz yeni düzenlemeyle
tarihi bir adım atmaya hazırlanıyoruz. İnanıyorum
ki bu paket, Türkiye’de yeni bir dönemin başlamasını da sağlayacaktır.
Bu
yeni paketle, işverenler üzerindeki idari ve mali yükleri azaltmayı,
istihdamı arttırmayı, kayıtdışılığı azaltmayı hedefliyoruz. Hedefimiz
bu yeni uygulamalarla, hem mevcut istihdamı korumak, hem de yeni
istihdama kapı açmaktır. Bu
paketle işverenlerimizin ödediği SSK prim oranını 5 puan azaltıyoruz.
Böylece
işgücü maliyetlerinde ortaya çıkacak azalma, işverenlerimizin rekabet
gücünü artıracak, ekonomimiz yeni yatırımlara ve yeni istihdam imkanlarına
kavuşacaktır. Yatırımcılarımızın,
girişimcilerimizin uzun süredir bizden bu yönde bir talepleri vardı,
şimdi onlara bu imkânı sunuyoruz ve onlardan yeni yatırım, yeni
istihdam konularında yeni atılımlar bekliyoruz. İstihdam
paketimizde işverenlerimiz ve çalışanlarımız lehine bunun gibi bazı
başka avantajlar da getiriyoruz. Bu
paket kapsamındaki avantajlardan şimdilik birkaçını aktarmakla yetineceğim.
Kadınların
ve gençlerin istihdamını arttırmak amacıyla, mevcut istihdama ilave
olarak işe alınan kadınlar ile 18-29 yaş arası gençlere ait SSK
işveren primi 5 yıl boyunca kademeli olarak İşsizlik Sigortası Fonu’ndan
karşılanacak. Böylece
gençler ve kadınların istihdama katılımını önemli ölçüde artırmayı
hedefliyoruz. Bugüne
kadar İşsizlik Sigortası Fonu’na aktarılan devlet payı ve nemasının
2008-2012 yılları arasındaki faizinin, Güneydoğu Anadolu Projesi
başta olmak üzere; ekonomik kalkınma, refah ve istihdam sağlayacak
projelere kullanılabilmesinin önü açılıyor. Özel
sektörde 50 veya daha fazla işçi çalıştırılan işyerlerindeki zorunlu
istihdam yükümlülükleri konusunda önemli kolaylıklar getiriliyor.
Eski
hükümlü çalıştırma zorunluluğu kaldırılıyor, eski hükümlülere mesleki
eğitimlerde öncelik tanımak suretiyle bu sıkıntıyı gidereceğiz.
Yine
özel sektörden terör mağduru çalıştırma zorunluluğu da kaldırılıyor,
bu kapsamdaki vatandaşlarımızın kamuda istihdamı yoluna gidilecek.
Zorunlu
olarak istihdam edilecek özürlüler için ödenmesi gereken % 3 oranındaki
işveren sigorta primleri devlet tarafından karşılanacak. Yine
50’den fazla işçi çalıştıran işletmelerde, iş sağlığı, iş güvenliği,
kreş, emzirme odası kurma yükümlülüklerinin hizmet alımı ya da ortak
tesislerle karşılanabilmesine imkan sağlanıyor. Ülkemizde
işsizlik sorununun temelinde yatan en önemli konulardan birisi de
işverenlerin nitelikli işgücü ihtiyacına cevap veremeyen işgücü
arzıdır. Bu
sorunu çözmek üzere İŞKUR’a kayıtlı tüm işsizlere yönelik mesleki
eğitim faaliyetlerine ağırlık vereceğiz, bunun için de İşsizlik
Sigortası Fonu’ndan yılda 230 Trilyon’a varan kaynak kullanılacaktır.
Yine
bu paketle İşsizlik Sigortası’ndan verilen işsizlik ödeneğinin miktarını
% 40 artırıyoruz. Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız tarafından işyeri açılışında verilen
“kurma izni” uygulamasını da kaldırarak bürokrasiyi azaltıyoruz.
Benzer
başka düzenlemeleri de içeren bu paket, üretimin, yatırımın, ihracatın
tarihi seviyede arttığı ülkemizde, istihdamın da daha yüksek seviyede
artışını sağlayacak, işsizliğe kalıcı çözüm getirecektir. Bu
düzenlemeyi de yine geniş bir uzlaşma zemini oluşturarak gerçekleştiriyoruz.
İşsizlik
sorununun çözümünde çok önemli katkıları olacağına inandığımız bu
düzenleme de Meclisimize gönderilmiştir, kısa sürede yasalaşarak
yürürlüğe girmesini umut ediyoruz. Bütün
bu çalışmaların yanında; çalışma hayatını düzenleyen Sendikalar
Kanunu ile Toplu İş Sözleşmesi ve Grev ve Lokavt Kanunu da, sosyal
taraflarla işbirliği içerisinde AB ve İLO normlarına uyumlulaştırma
amacıyla yeniden gözden geçiriliyor. Çalışma
hayatımızın yıllardan beri beklediği bu çalışmamız yasalaştığında,
örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması noktasında da önemli
bir mesafe kat etmiş olacağız. Değerli
vatandaşlarım... Bildiğiniz
gibi 1 Mayıs’ı Bakanlar Kurulu kararıyla Emek ve Dayanışma Günü
olarak ilan ettik. Başta
işçilerimiz olmak üzere geniş çalışan kesimlerimizin Türkiye’nin
kalkınmasında çok ağırlık rolleri, büyük emekleri var, bütün çalışanlarımızın
Emek ve Dayanışma Günü’nü ekranlar aracılığıyla şimdiden kutluyorum.
1
Mayıs’lar artık çatışmaların değil, emeğin, dayanışmanın, dostluğun,
kardeşliğin yaşandığı günler olarak, layık olduğu şekilde kutlanmalıdır.
Biz
işçilerimizle, emekçilerimizle bugünü bayram havasında kutlamak
istiyoruz. İnşallah
öyle de olacaktır. Bu
umut ve beklentiler sadece benim değil tüm milletimizindir. Bildiğiniz
gibi işçimizin, memurumuzun geçmişte birçok nema adı altında kesintileri
vardı ve geldiğimizde bunu önümüzde gördük ve dedik ki işçimizin
de, memurumuzun da devletinden alacağı varsa bu bekletilemez. Devlet
olarak biz bunu hemen ödemeliyiz dedik ve üç yıl içerisinde 13.5
katrilyonluk bu borcu biz ödedik. Niçin?
Çünkü işçimize karşı, memurumuza karşı emeğinin bedelini bu şekilde
tehir ettiremezdik, erteleyemezdik. Biz böyle bir iktidarız. Dolayısıyla
barışın üzerine 1 Mayıs'ta gölge düşmesin istiyoruz. Dayanışmanın
üzerine gölge düşmesin istiyoruz. Sözlerime
bu anlayışla son veriyor, sizleri tekrar, tekrar saygıyla selamlıyorum.
Kalın
sağlıcakla.
|